İçeriğe geç

Peygamber gelmeyen kavimler ne olacak ?

Peygamber Gelmeyen Kavimler Ne Olacak?

Hayatımın en derin sorularından biri, çok küçük yaşlardan itibaren kafamı kurcalayan bir soru oldu. Bazen Kayseri’nin sıcak yaz akşamlarında ya da karlı kış sabahlarında, o sessiz anlarda birdenbire aklıma gelir. Peygamberler, doğru yolu göstermek için gönderildiler ama ya o kavimler? Hiç mi şansları yoktu? Hiç mi bir umut ışığı görmediler? Ya da belki de hiç kimse, onlara hakikati anlatmak için uğramadı? Bu sorular bir şekilde içimi kemiriyor, ruhumu sarhoş ediyor. O yüzden her gün, kayıplarımı yazıp kendi kendime bir umut arıyorum.

Bir Akşamda, Bir Karar

Kayseri’nin arka sokaklarında yürürken, başımda taş gibi bir ağır düşünce vardı. Hava kararmaya başlamak üzereydi, ama günün son ışıkları yavaşça dağların arkasına saklanıyordu. O esnada bir köşe başında gördüğüm adam, sanki gözlerimle baktım da içimden geçen duyguları okudu. Yanıma yaklaşıp, “Nereye gidiyorsun?” diye sordu. Boş bir bakışla ona yanıt verdim, “Hiçbir yere, sadece yürüyordum.” Ne de olsa, genelde insanın başka bir yere gitmeye gerek yoktur; bazen sadece kaybolmak istersin. Kayseri’de, tıpkı içimdeki duygular gibi, kaybolmuş bir sürü kişi var. İşte bu kaybolmuşluk hissi, o sormaya cesaret edemediğim soruya doğru beni sürüklüyordu.

Ve o soruyu bir şekilde sormak zorunda kaldım: “Peygamber gelmeyen kavimler ne olacak?” Bunu sormak bana cesaret vermedi, ama bir taraftan da doğru olabileceğini düşündüm. Belli ki o kişi, sorumu anlamıştı. Başını salladı ve “Her şey bir sınav” dedi. “Sınav dediğinizde ne demek istiyorsunuz?” diye sordum. Cevabı basitti: “İman, bir yolculuktur. Her yolcu kendine göre bir rehber arar. Peygamberler, her kavme birer rehberdi. Ama senin sorunun da doğru. Ya o kavimler? Onların kaybolmuşlukları ne olacak?”

O an, kalbimde bir ağırlık hissettim. Ama bu ağırlık, hayal kırıklığı değildi. Tam tersine, bir umut ışığı gibiydi. Her şeyin bir anlamı olmalıydı. İnsanlar, hangi koşulda olursa olsun, doğruyu bir şekilde bulmalıydı. Çünkü her şeyin bir amacı vardı.

Kaybolanların Arasında

Kayseri sokaklarında yürürken, kafamda dönüp duran o düşünceleri bir kenara bırakmaya çalıştım. Fakat bir türlü içimden atamadım. O gece, yatağımda yalnız kaldığımda, düşündüm. Kavimler, sadece birer numaradan mı ibaret? Yoksa her birinin bir hikâyesi mi vardı? Onlara hiç kimse ulaşmadıysa, bu onların kaderi miydi? Ya da belki, onlara anlatılmamış olan hakikat, bir gün kendiliğinden mi çıkacaktı?

Bir zamanlar, biri bana “Hiç kimse yalnız değildir” demişti. Belki de hakikaten de kimse yalnız değildir. İçimdeki bu soruyu belki de yalnız ben soruyorumdur, ama mutlaka birileri daha sormuştur. Düşündüm, kendi iç yolculuğumun da başka bir kavmin hikâyesiyle paralellik taşıyıp taşımadığını… Onlar gibi ben de bir rehber arıyor olabilirdim.

Bir sabah, sabah namazından sonra hala uykusuz gözlerle caminin avlusunda beklerken, biraz daha rahatladım. Şimdi her şeyin anlamı vardı. İçimi kemiren o soruya bir cevap bulmuştum. Kavimler, hani bize göre doğru yolu bulamamış olanlar… Onların da yolculuğu bir anlam taşır. Her kavmin farklı bir kaderi olabilir, fakat herkesin yüreğinde bir umut vardır. Ve o umut, belki de hiç bilmedikleri bir zamanda, ya da beklemedikleri bir anda, onları doğruya götürecektir.

Bir Yolculuğun Ardında

O an, Kayseri’nin dağlarının üzerinden süzülen güneş ışığı, sanki bana o kaybolmuş halkların tarihini anlatıyordu. Her biri, her bir kavim, bir zamanlar hayatlarında hiç bilmedikleri bir ışıkla karşılaşmışlardır. Bazıları fark etmemiştir, bazıları ise görmüş ama kavrayamamıştır. Ancak bir şekilde o ışık, her yerdeydi ve her zaman da orada olacaktı.

Şehirdeki eski evlerin arasından yürürken, içimde bir his vardı. Hâlâ bir cevap bulamamıştım, ama sormak, aramak ve bu yolculukta olmak bile bir tür hakikatti. Her adımda, her düşüncede, belki de gerçek bir cevaba yaklaşıyordum. Peygamber gelmeyen kavimler ne olacak? Bu soruya kesin bir cevap yoktu belki ama onlara da bir umut verilmişti, bir ışık. Kimse bu dünyada yalnız değildi, o ışık bir şekilde en karanlık gecede bile yol gösteriyordu.

Sonunda, o kaybolmuş halkların da bir yolu bulmuş olacaklarını düşündüm. Tıpkı ben gibi, yavaş yavaş doğruyu arayan, arayışta olan ve en sonunda doğruyu bulan insanlar gibi… Belki de bu, bir yolculuğun başlangıcıydı. Her adımda bir umut ışığı, her soruda biraz daha fazlasını görmek… Onlara da bir çıkış yolu verilecekti, belki de onlardan biri bir gün gerçeği bulacak, ama o zaman bile yolculuk devam edecekti.

Bir Gün, Bir Işık

Gün batımına doğru, Kayseri’nin sokaklarında yürürken, kafamda yankılanan o sözleri tekrar duydum: “Hiç kimse yalnız değildir.” O kadar derin bir anlamı vardı ki, bir an durakladım. İçimde, kaybolmuşluk hissi bir nebze olsun azalmıştı. Her şeyin bir anlamı vardı, hatta kaybolmuş insanların bile… Her biri, bir gün hakikati bulacak ve o ışığa doğru yola çıkacaklardı.

Peygamber gelmeyen kavimler ne olacak? Cevap belki de en sonunda, arayışın ta kendisinde gizliydi. O yolculukta, kaybolmuşlukları onların sonu değil, başlangıcıydı.

Ve bir gün, bir ışık yakalayıp, o ışıkla yolculuklarına devam edebileceklerdi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
betexper